Pazar günleri...

Çocukken pazar günlerini ne çok severdim...

Banyo günüydü bir kere...

Annecim, canım annecim her pazar akşamı patates köfte yapardı...

Bayıla bayıla yerdim...

Hele ki sabahları yapılan hamur kızartmasının kokusu ve tadı hiç bir günkine benzemezdi...

Ancak büyüdükçe pazar günleri ve akşamları azap olmaya başlamıştı...

Hele ki lise yılları...

Evde durmak istemezdim...

Pazar günü olan mitingleri kaçırmamak için türlü türlü yalanlar söylerdim...

Hep yakalanırdım ama yine söylerdim, yine giderdim...

Lise bitti...

Aile içi pazarlar artık yoktu...

Artık pazarları yalan söylemeden gidiyordum gideceğim yerlere...

Ve kahvaltı bile yapmadan çıkıyordum...

Annemin o harika pazar kahvaltısını yapmadan...

Üniversite yılları...

Nasıl özledim annemin harika pazar kahvaltısını...

Ama çaresi yok...

Uzaktaydım artık...

Sonra yurtdışı macerası...

Pazar günü..

Kahvaltı mı?

Yok artık öyle birşey...

Çalışıyorum, sabahın beş kırbeşinde başlıyorum işe...

Artık sadece pazar kahvaltılarını değil, hergünü özlüyorum...

Annemi özlüyorum...

Ve ardından evlilik...

Ayrı bir şehir...

Yine anneciğimin pazar kahvaltılarını özlüyorum...

Artık pazarları sevmiyorum...

Pazarları ne banyo günü, ne kahvaltı günü, ne de en sevdiğim gün...

Artık pazarları sevmiyorum...

Hatta nefret ediyorum...

Her pazar kahvaltı hazırlarken gözümde bir damla yaş...

Anneciğim için...

Değerini çabuk yitirdiklerim için...

Pazar akşamları artık banyo günü değil...

Pazar akşamları ayrı gayrı takılma günü...

Ben burada...

O orada...

İşte pazar günleri...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !